17‘LERİN KOMÜNİST ÇİZGİSİ, DEVRİM MANİFESTOMUZDUR!

253

Kürecik’te ilan edilen 24 Nisan 1972 cüretini 30 yıl sonra, Eylül 2002’de Munzurlarda bir kez daha tavizsiz şekilde haykıran önder ve öncülerimiz; devrimci savaş siperlerini daha da büyütmek için düştüler yola. Uzun bir yürüyüşü arkalarına alarak adımlamışlardı bu yolu. Gerilla mevzilerinden işkencehanelere, işçi ve emekçi havzalarından kampüslere sınıf kavgasının her alanında çelikleşerek yürüdüler. 17 haziran 2005 Mercan katliamı, bu komünist duruşu ve emeği yok etmek için karşı devrimin kanlı bir tezgahıydı. Tarihte niceleri kurulmuştu bu tezgahın. Beyazıt Meydanı’nda Paramaz ve yoldaşları; Karadeniz’de Mustafa Suphi ve 14’ler; Mercan’da 17’ler…

2000 yılındaki ölüm oruçlarından bitap çıkan devrimci ve komünist hareketin, gerileme yaşadığı olumsuz koşullarda, Parti 1. Kongremizin çizgisi ve önderliği, Maoizmle Yüklen Halk Savaşıyla İlerle şiarıyla, İbrahim Kaypakkaya’dan devralınan tarihsel meydan okuyuşumuzu birkez daha bayraklaştırdılar. Ve o bayrağa, kanlarıyla daha kızıl bir ton kattılar.

Parti ve partiye yakın kitlelerde yarattıkları devrimci enerji ve katliamdan sonra oluşan sahiplenme, sınıf düşmanlarımızın kendilerini bekleyen tehlikeyi, gördüklerini anlatmaktadır. Aradan geçen 17 yıla rağmen, geleneğimizin, kurumsal önderlik zaafiyeti ve sınıf mücadelesinde gösterdiği tutukluluk aşılabilmiş değildir. Düşmanımızın bizlere yaşattığı bu yenilginin önemini, 17 yıl sonra daha iyi anlıyoruz. Mercan katliamı, fiziksel bir imha konseptinden öte, komünizm rotasında ilerleyen devrimci savaş çizgisinin tasfiyesine ayarlı stratejik bir düşman hamlesidir. Bu düşman hamlesini püskürtmek ancak ve ancak 17’lerin mirası olan devrimci komünist çizgiyi talimat olarak kabul etmekten geçmektedir. Bu talimatı, düzen içileşmiş Kaypakkayacı görünümlü tasfiyeciler anlayamazlar. 17’lerin komünist mirasını emanet alanların önünde, zorlu bir mücadele güzergahı bulunmakta. Tarihimiz en büyük gücümüzdür.

Önceki İçerikKOMÜNİST BİLİNÇ, EYLEM VE ERDEM
Sonraki İçerikYAŞAMDA ÇÖZÜLME VE ÖZGÜRLÜK